TCnin
geleneksel ve de iflah olmaz anti Kürt politikalarının dönemsel
olarak hızı ve rengi değişkenlik gösterse de, genel de
temel bir stratejik kanalda istikrarlı olarak sürüyor. Bu temel ve
stratejik anti Kürt politikaların kuramcısı ve eylemcisi tüm TC
adına TSKdir. Derin devlet kavramının gizemi kalmadı
ve artık o çukur devletin TSK olduğu biliniyor. Kaşarlı
devlet adamı Süleyman Demirelden tutun 12 eylül faşist
cuntasının şefi Kenan Evrene kadar belirli ve önemli kişiler
zaten bunu açıkca söylediler. Komşu Türk halkı ve demokratları
da sanki yeni öğrendiler ama bu Kürtler bakımından ta baştan
belliydi.
TSKnin
gizli açık düşünce üretim merkezleri var. Bunların
kumanda merkezi kuşkusuz Genel Kurmaydır. Ama geliştirilip,
olgunlaştırıldığı merkezlerin başında
Harp Akademileri, Silahlı Kuvvetler Akademisi, Milli Güvenlik Akademisi ve
Stratejik Araştırmalar Enstitüsü gelir. Bu metro laboratuvarlar içinde
sivil kesimden üst düzey yöneticiler de kılı kırk
yararcasına seçilerek eğitiliyor ve TCnin bekası için
güvenli kişi yetiştiriliyor. Bu belirtilen akademi ve
enstitülere kurmay subaylar içinden de en yetenekli ve atatürkçü
elit kişiler seçiliyor. Yine TCnin üst düzey sivil bürokratik
kesiminden de seçmeli kişiler, kaymakam, validen, polis şeflerine,
savcı, hakim ve müsteşara kadar, belirlenip bu Türkçü beyin yıkama
merkezlerinde eğitilip TCnin kilit noktalarında görevlendiriliyorlar.
Bu resmi bürokratik hiyerarşi mekanizmasının dışında,
bir de özel sektör ve medya alanlarından da güvenli kişiler
bu merkezlerde eğitim görüyor ve kendi alanlarında etkili konumlara
getiriliyorlar. TSK ana kumanda merkezi olarak Genel Kurmayın planlamasındaki
bu eğitim kurumlarında seminer ve konferans veren çokca
gazeteci, akademisyen ve bürokrat var. Bu seminer ve konferansların bazıları
gerektiği ölçüde kamuoyuna duyurulur, ama esas misak-ı
millici öğretiler metro zemininde kalır ve TSKnin planlayıp
hayata geçirdiği operasyonel eylemlerde yol gösterici düşünceler
olarak muhafaza edilir.
TCnin
bir güvenlik sorunu olarak gördüğü Kürt ve Kürdistan
probleminin bertaraf edilmesi için havale ettiği kurum olarak TSK, işte
sözünü ettiğimiz bu metro laboratuvarlarda, yerin yedi kat altındaki
labirentlerde imha plan ve projelerini geliştirip pratiğe aktarıyor.
TSK yönetiminde ve TSK laboratuvarlarında hazırlanan bu anti Kürt
politikaların ana ekseninin oluşmasında Türk Üniversitesinin,
Türk Medyasının öncelikle teorik, gerektiğinde de pratik
desteği var. TSK damgalı Misak-ı Millici düşünce
üretim merkezleri ve ideologları yine TSKnin alan ve kapsamını,
elastikiyet kabiliyetini belirlediği çerçeve içinde hareket ediyorlar.
Aktiv olan sağcı kanatın tüm renk ve tonlarının
beslendiği, doyurduğu ırkçılık, şovenizm ve faşizan
milliyetçilik damarlarının dolaştırdığı sıvı
TSK dolum ve boşalım tesislerine çıkıyor. Merkezci liberal
kesimlerin ılımlı gibi görünen tebessümlerinin aslında
bir diş gıcırdatması olduğunu sadece Kürtler
farkedebiliyor. Türk solunun geleneksel çizgisi de sosyal şovenizmin
girdabında döndüğü için TSKnin belirlediği
fleksibilite dahilinde davranabiliyor. Varsa şayet Türk hümanizmi,
Türk sosyaldemokrasisi de yine bu TSK icazetli esnek çember içinde
deviniyor. Kelaynak türünden kalan gerçek Türk sosyalistlerinin, Türk
demokratlarının sayısı zaten çok az ve ne yazık ki
olanın da sesi kısık, hem de çok kısık çıkıyor.
Ne ki, bu ses kısıklığı TSK patentli değil,
bir türlü yaratılamayan hareket olanaklarından kaynaklanıyor,
yani ciddi bir olanaksızlıktan sözedilebilir hakiki Türk
sosyalistleri ve hakiki Türk demokratları bakımından. Gerçi bu
onlar açısından bir zaaf olsa da, aynı zamanda da bir Türk
toplum realitesidir. Orduseverliği ve asker milletliği ile
övünen bir halk olarak Türklerin kapı ve pencereleri komşu halk ya
da öteki halklara genelde kapalıdır. Hak eşitliği, özgürlükler,
adalet, barış, insan sevgisi gibi evrensel insani değerleri
sadece kendisiyle ve kendisi için sınırlayan necip Türk halkı,
kendi soyundan da olsa hakiki sosyalistlere, hakiki
demokratlara pek yüz vermiyor!. TSKnin müdahil olamadığı
bu bir elin parmak sayısındaki Türk sosyalistleri ve Türk
demokratları dışında, Kürt halkı ve Kürdistan sorunu
için hayır Allah diyen bir kul ne yazık ki bulunmuyor şu Türkiyede!.
Işgal
ve Güvenlik
Iç
ve dış güvenliğinin teorik ve pratik gereksinimlerinin tamamını
TSKye havale eden TC hükümeti ve tabi Türk halkı, geleceği ile
oynadığını anlamamakta direniyor. TC yönetimi ve Türk halkı,
başını kuma sokarak kıçının güvenliğini
TSKye bırakmayı ısrarla sürdürüyor. Türk halkı bu iğdiş
edilmişliğinin bedelini çok ağır ödüyor.
Bu yılın başından beri meydana gelen olaylar, TC hükümetinin,
Türk halkının ne denli önünü görmez hareket ettiğini gösteriyor.
TC adına Kürdistanı işgal eden TSK, bir milyona yakın
mevcudunun üçte ikisini Kürdistanda konuşlandırıyor. TC
devletinin güya sivil idaresi olarak TC hükümeti, Kürdistana yönelik
ekonomik ve sosyal politikalarını, yatırım ve istihdam
projelerini TSK konseptine göre planlıyor ve uygulamasını
TSKnin vizesiyle sınırlı tutuyor. Hükümet yine AB projesi çerçevesinde
olması gereken Kürt dili ile eğitim ve öğretim planını
kursa indirgemekle kalmıyor, pratikte de işlemez hale getiriyor.
Kürdistanın yönetimi Milli Güvenlik konseptine uygun olarak ve yine
MGK kararı ve hükümet onayıyla tümüyle TSKye devredilmiş
durumdadır. Buna göre, TCnin Kürdistan işgalinin sosyoekonomik,
sosyokültürel ve sosyopolitik ekseni tam anlamıyla TSK koordinatörlüğü
ve hakimiyetinde devam ediyor. TCnin genel sömürgeci politikalarının
ana kumandası ve pratik uygulamacısı TSKdir. Küçük büyük
tüm Kürdistan kentlerini sivil giysili vali ve kaymakamlar değil,
garnizonlar yönetiyor. Sömürge Kürdistandaki halk yaşamı,
TSKnin güvenlik eksenli militer politikalarıyla dizayn
ediliyor. TCnin işgal politikasının fiili uygulayıcısı
olan TSK, bu pratiği ile en başta kendisinin ve adına hareket
ettiği TCnin güvenliğini sabote ediyor, tehlikeye sokuyor. Sömürgeci
boyunduruğa karşı yıllardır, ama özellikle 1984 ağustosundan
beri de ciddi bir silahlı direniş gösteren Kürt halkı, TCnin
işgalci gücü olarak TSK ve diğer iç güvenlik güçlerinin hareket
kabiliyetini zorlaştıran, sınırlayan bir güç oluşturdu.
Kürt halkı adına silahlı direnişi örgütleyen ve uygulayan
politik güç olarak PKK, 1984 15 Ağustosundan, 1999 02 Ağustosuna dek
hızı, kapsamı ve etkisi büyüyen bir haklı savunma savaşımı
olarak etkin gerilla savaşımı verdi. Kürt halkının bu
aktiv meşru savunma sürecinde TSK, Kürdistanda ağır tahribat
yaratırken, Kürdistan silahlı kuvvetleri olarak gerilla gücü de, TC
işgalciliğinin kanlı yüzü olan TSKye ağır kayıplar
verdirdi. O 15 yıllık sürede işgal altındaki Kürdistanda
zaten güvenlik yoktu ama TCnin resmi sınırlarının
kuzeyi, batısı ve güneyinde de ciddi bir güvenlik sorunu oluştu.
Bu sıcak savaş döneminde Kürt silahlı kuvvetlerini
kumanda eden PKK, birçok kez ateşkes uyguladı, muhtemel Kürt-Türk
diyaloguna şans veren pratikler geliştirdi. Ne ki, TC ve TSK bu
pozitiv süreçleri değerlendirmedi, aksine Kürt tarafın zaafı
yanılgılsıyla hareket ederek, ateşe benzin döktü. Ateşi
kendisi harladı ve yine kendisini yaktı. TC o sıcak savaş yılarında
150 milyar dolar askeri harcama yaparak ekonomisini Lut Gölüne gömdü!
Savaşın öncelikle Türk halkının yaşamında yarattığı
sosyal ve psikolojik travma ve deprasyon tsunami boyutlarında oldu. Tam o sıcak
savaş yıllarında TCnin başta ABD olmak üzere tüm Nato müttefiklerinin
planlama ve uygulamasıyla PKKnin lideri Abdullah Öcalan 15 Şubat
1999 da Kenyada TCye teslim edildi. Öcalan Haziran 1999 da TSK
denetimindeki ada mahkemesinde yargılandı ve idam cezası
verildi. PKK lideri bu adil olmayan yargılama ve cezaya karşın,
-[ki AIHM de geçen Mayıs ayında bu yönde bir karar verdi]-, TCye
ve TSKye karşılığı olmayan ağır taviz
derecesinde bir şans verdi ve silahlı savaşımı
durdurma kararı verdiği gibi, PKKnin tüm silahlı kuvvetlerini
TCnin resmi sınırlarının dışına çıkması
direktivini verdi. Örgütü, yani PKK, kendi liderinin bu emirini
harfiyen yerine getirdi. PKKnin bu çıtayı yere koyma
stratejisine karşın TC ve TSK baskı ve saldırılarını
son hızla sürdürdü. Öyle ki, TSK sınır ötesi
harekatlarla Güney Kürdistanı işgal derecesinde saldırılar
yaptı. 99 Ağustosundan 2004 haziranına kadar geçen sürede PKK
kendi taraftarlarını da şaşırtacak hatta tepki gösterecek
politik zigzaglar yaptı, ama sivil ve kitlesel hamleler de gerçekleştirdi,
yönlendirdiği legal alanda ciddiye alınması gereken ağırlıkta
demokratik seçim kazanımları elde etti, azımsanmayacak sayıda
yerel yönetimler kazandı. Ancak TCnin ana kumanda gücü olarak TSK, Kürdistandaki
savaşın hızını kesmedi, yakım ve yıkımına
devam etti. TCnin sivil giysili kuvvetleri de politik ve diplomatik alanda
genelde Kürt hareketine, özelde de PKKye karşı tasfiyeci girişimlerine
tam hız devam etti. PKK hareketi tüm versiyonlarıyla, TCnin bu
saldırganlığına rağmen silah kullanmama politikasını,
kimi istisnalar dışında, korudu. Ne var ki, TSKnin imhacı,
TCnin yeni AKP hükümetinin de en hafif deyimle eyyamcı
pratiklerinden ötürü, PKK haziran 2004ten itibaren silahlı
savunmayı tekrar gündemine aldı ve dozunu TSKnin saldırganlığına
orantılı olarak arttırdı. TSK özellikle bu yılın
bahar aylarından beridir, kimyasal silah dahil çok ağır
silahlarla Kürdistanı vurmaya, yakmaya devam ediyor. Güney Kürdistandaki
enine boyuna ve derinliğine devletleşme gelişmelerini bloke etmek
amacıyla PKKnin lojistik alanlarını bahane ederek yine bildik
sınır ötesi savaş tahriklerinde bulunuyor. Tabi PKKnin
kumandasındaki gerilla gücü de armut toplamıyor ve TSKye
karşı son derece etkin direniş gösteriyor ve mevzi başarılar
elde ediyor. Bugün, 99 öncesi genişlikte olmasa da, stratejik alanlarda
gerilla güçleri var ve bunlar ciddi bir savunma hattı oluşturuyor.
TSK, bu altı yılda yükselttiği bölücü hareketi bitirdik
propagandasının nasıl kocaman bir yalan olduğunun görülmesiyle
iyice hırçınlaşıyor ve askeri harekat sınırlarını
sürekli genişleterek Kürt halkını topyekün sindirmeye çalışıyor.
TSK ve TCnin bilumum kurumları, kendi yarattıkları PKK terörünü
ezdik illüzyonunun altında kalmanın ciddi sıkıntısını
yaşıyorlar. TC hükümetinin Avrupa Birliğinin gerekleri ve
yine ABnin kriterleri doğrultusunda kerhen yaptığı
kimi yasal değişiklikler yine en başta TSK ve diğer anti Kürt
kurum ve odakların katkısı ve yönlendirmesiyle pratikte işlemez
hale getiriliyor. TSKnin örgütleyip kumanda ettiği anti Kürt cephe bu
son aylarda işi Kürtler dışarı sloganının yükselmesine
kadar getirdi. Bayrak operasyonundan sözde vatandaşlıka, Kürt
aydını kavramı da ne oluyordan Kürtleri görmezlikten
geline kadar pervasız bir saldırganlık geliştirildi. Tüm
bu anti Kürt cephe dizaynları, TSKnin malum metro laboratuvarlarında
Türk bilim ve medya elemanlarının katkısıyla şekilleniyor,
sonra da TSKnin savaş kararı veren salonlarında Türk
medyasına brifing verilerek necip Türk halkına açıklanıyor
ve tabii tüm Türk kurumları bu general açıklamalarını anında
pratiğe geçiriyorlar. TSK, TC hükümetinin Kürdistanla ilgili açıklamalarının
çerçevesinide belirliyor ve hem başbakan, hem de diğer devlet zevatı,
Türk Genel Kurmayının koyduğu şablon içinde konuşuyor
ve davranıyorlar. TSK, politik terminolojinin sınırlarını
da çiziyor ve TSK standartları koyuyor. Başında Kürt adı
geçecek kavramlardan behemahal kaçınılması emrini veriyor.
Kürte ait haberlerin ve görüntülerin medya araçlarında yer almaması
gerektiğini askerce vurguluyor. TSK sahte solcularla diğer bilumum sağcıların
Türk ittifakını oluşturuyor ve bu güçleri uluslararası
alanlarda eyleme sürüyor. Lozandaki kızılelma eyleminin örgütleyicisi
ve finansörü TSKdir. TSK, akademik çevreleri, yazar ve çizerleri, aydınları
da Türk hümanizmi ekseninde harekete geçiriyor, Kürte tavır
aldırıyor. Iğdişleştirilmiş Türk halkı,
beyni ve vijdanı satın alınmış Türk bilim adamı,
sanatçısı, yazarı ve çizeri, aydını Kürte düşman
ediliyor. Kürtten söz eden herhangi bir kurum ve kuruluş derhal izole
edilerek, afişe ediliyor, saldırılara açık hale getiriliyor.
Insani değerlerle donanmış, etnik ve sınıfsal orijini
ne olursa olsun, amacı sadece insan hakkını arama, koruma ve
kollama olan kurum ve kuruluşlar, Türkiyede en mağdur insanlar
olarak Kürtlere yapılan zulmü teşhir ettiği için, tecrit
edilmeye çalışılıyor. Bunu TSK planlıyor, Türk kurum
ve bireyleri de uyguluyor. Türkiye Insan Hakları Derneğini
TSKnin direk ve indirek telkinleri ve tehditleri ile ve de Kürtleri
koruyor ithamıyla terkeden yazar, çizer ve aydın Türkler,
TSKnin savaşçı politikalar üreten değirmenine su taşıyorlar.
TSK, Türkleri batağa götürüyor. TSK, bu son zamanlardaki atraksiyonlarıyla
savaş boylarındaki hezimetini örtmek için sivil alanlarda Kürtlere
karşı her boydan Türk cephesini örgütlüyor. TSK, Kürtlere
karşı tüm Tük güçlerini aktivleştirerek kuşatma
stratejisi izliyor. Türk halkı, TCnin sivil idarecileri, sivil kurum ve
kuruluşları, Türk medyası, TSKnin bu Enverci ve
Talatçı macera politikalarına çanak tutarak, geleceklerini
karartıyorlar. Öte yandan TSKnin savaşta ısrarı, Kürt
ve Türk konumlanmasını tahkim ediyor. TSK, Türk tarafında
homojen anti Kürt tavrı geliştirmekte hayli mesafe alıyor. TSK
Genel Kurmay başkanının 5 Ağustosta Afganistandan dönen
TSK birliğini karşılama töreninde yaptığı konuşma
bu tespitimizi doğruluyor: General Özkök şöyle diyor; Türk
Silahlı Kuvvetleri, halkı eski acılı günlere geri götürmeyi
amaçlayan bölücü terör örgütüne karşı mücadelesini kısıtlanmış
yetkilerine rağmen özveriyle sürdürmektedir ve sürdürmeye devam
edecektir. Bu mücadele, Türk Silahlı Kuvvetleri ve diğer güvenlik
kuvvetleri yanında, bütün halkımızın, yöneticilerimizin
ve sivil toplum kuruluşlarının da iştirakiyle, topyekün
bir tarzda yapıldığında daha etkileyici sonuçlar elde
edilebilecektir. Terör örgütlerinin en korktuğu şey, toplumun
kendilerinden başka tamamının el ele, gönül gönüle
bir karşı cephe oluşturmasıdır.. Bu konuşmada
anahtar sözcük cephedir ve TSK genel Kürt ulusal hareketini, ama özellikle
etkili silahlı savaşım verdiği için PKKyi kökten yalıtlamaya
dönük son derece hainane bir konsept geliştiriyor. TSK, kendi sistematik
terörünü perdelemek için, uluslararası alanda tepki çeken Terör
kavramını cephe kurma çalışmalarının odağına
yerleştirerek, olabildiğince geniş bir anti Kürt -tabi
onlar anti terör diyorlar ama siz onların terör kavramını
Kürt olarak okuyun-, ittifak oluşturuyorlar.
TSK,
şimdi bununla da kalmıyor, geleneksel beşinci kol yaratma
politikalarının yaşam bulması için düşmanca plan ve
projeler geliştiriyor. TSKnin, çok az sayıda da olsa, Kürt halkı
içinde yarattığı işbirlikçilik ve cahşlaştırma
yetmiyor, şimdi de Türk medya, üniversite ve aydın çevrelerini
devreye sokarak, Kürt adıyla Kürt cephesinde bölünme yaratmak istiyor.
TSK, hümanizm, demokrasi, insan hakları, barış, özgürlük adına
belirli aktiviteleri olan Türk aydınlarını, medya mensuplarını,
bilim adamlarını yönlendirerek, Kürt aydın ve politikacılarını
etki altına almaya, farklı düşünün, farklı
davranın, PKK diktatörlüğüne karşı baş kaldırın
telkinleriyle Kürt halk cephesini dağıtmaya çalışıyor.
TSK, Kürtlere karşı Türk cephesini homojenleştirmeye çabalarken,
görece pozitiv homojen Kürt cephesini negativ heterojenleştirmeye sürüklüyor.
TSKnin provakasyonu, manipülasyonu ve de yönlendirmesiyle durumdan
vazife çıkaran Türk medya, bilim ve yazın dünyasının,
terör mağduru, anti demokratizm kurbanı, sömürgeleştirilen ülkenin
halkı, dili, kültürü, folklor ve sanatı asimile edilen, aslında
kimliksizleştirilmek istenen Kürtlere tavsiyesi ne acı ki; başınıza
musallat olan PKK terörünü kınayın, milliyetçilik yapmayın,
Kürt ve Kürdistan adına meşru savunma savaşımı veren
üzüm yaprağı gibi tertemiz, su gibi berrak gerillaları ve
eylemlerini terörist olarak mahküm edin, PKK terör örgütü ile aranıza
mesafe koyun oluyor. TSK bu saldırgan, sindirmeci baskısını
had safhaya çıkardı. TSK sağ ve faşít kesimleri eylemsel
olarak harekete geçirirken, merkez liberal ve sol ve demokrat kişi ve çevreleri
de huzur ve barış ortamı demogojisiyle etkiliyor ve güya
Kürt milliyetçi terörüne karşı tavır almaya zorluyor.
TSK iç kamuoyunu zapturapt altına aldıktan sonra, Kürdistandaki
seferini yaygınlaştırıp Güney Kürdistanın en azından
stratejik kuzey şeritini içine alan geniş bir işgal operasyonu
planlıyor. TSK, ısrarla PKK terörü ile Kürt kökenli Türk
vatandaşlarımızı[!] ayırıyoruz söylemiyle Kürt
iç çatışmasını yaratmak istiyor. Güya TC devletinin güvenliği
adına hesapsız, sınırsız ve de denetimsiz harcamalarla
silah satın alan, pervasızca operasyonlar planlayıp uygulayan
TSK, aslında kendi halkına karşı tam bir güvenlik krizi
yaratarak, yine halkını güvensiz ortama atıyor. Ne ki, herşeye
karşın TSKnin Kürtü yoketme savaşı, bu yeni devrede
de başarısızlığa uğramaya mahkümdür. TSK haksız
bir savaş içinde batağa saplanıyor. Genel Kürdistan ulusal
kurtuluş hareketi ve Kürt silahlı kuvvetleri ise haklı, meşru
bir savunma savaşı veriyor ve bu haklı savaşımla Kürtün
makus talihini tersine çevirerek, TC işgaline son vermek istiyor. Bu
bakımdan özgürlük, eşitlik ve demokrasi savaşı veren Kürt
halkı ve Kürdistan Silahlı Kuvvetlerinin başarası kaçınılmazdır.
TSKnin anti Kürt savaş stratejisi en acımasız haliyle sürerken Kürt halk cephesi ne durumdadır. Kuzey Kürdistan ulusal kurtuluş savaşımı, örgütsel ve politik olarak özellikle 1984 silahlı direnişinden itibaren ağırlıkla PKK insiyatifinde gelişti. PKKnin örgütleyip, planlayıp ve uyguladığı silahlı gerilla savunma savaşımı TCnin sömürgeci sisteminin çeperlerinde onarılmaz gedikler açtı. TCnin beklemediği an ve kapsamda, şiddetli ve zamanla büyüyerek kitleselleşen silahlı Kürt halk direnişi, aslında TCnin uzun vadeli Kürtü eriterek yoketme planlarını altüst etti. Telaşla ön almaya çalışan TC, askeri gücünü son kerteye dek devreye soktu ve Kürdistanı yakıp yıkarak demografik yapıyı bozmaya, bir tür tehcire kalkıştı. Ciddi fiziksel tahribatın yanısıra, azımsanmayacak zora dayalı göçlerle Kürdistanın stratejik bölgelerini insansızlaştırmaya, bu yolla gerillanın lojistik destek alan ve güçlerini daraltmaya, zamanla da yoketmeye yöneldi. Ama öte yandan TSKnin bu saldırgan ve imhacı politikaları, yükselen Kürtlük bilincini, Kürdistanı sahiplenme duygusunu arttırdı. Bu şuurla donanan Kürt gençleri gerilla saflarını güçlendirdiler. Halk özgüven kazandı ve artık TSKnin yaratmak istediği o korku çemberi aşıldı. Bu safhadan itibaren, savaş veren sadece dağdaki gerilla değildi. Kent içleri ve varoşlar da devreye girdi, canlanma başladı ve bu kez kadın ve çocuklar militanlaştı. Bu süreçte hernekadar sürükleyici güç PKK olsa da, diğer Kürt politik güçleri de genel ulusal kurtuluşçu ekseni korumaya özen gösterdiler. Ne var ki, bu spontan ulusal dayanışma 90lı yılların sonuna kadar devam edebildi. Özellikle PKK liderinin mahkeme sürecinde geliştirdiği yeni tavır ve politikalar, silahlı savaşımın durdurulması, gerilla güçlerinin geri çekilmesi ve çok naivce TC ile geliştirilmek istenen diyalog, PKK dışı politik çevrelerce rağbet görmedi, aksine sert bir üslupla muhalefet edildi, hatta PKK ile ipler koparıldı. Bu çevrelerce, PKK Kürdistan ülküsünden uzaklaşmakla suçlandı ve ne yazık ki bu karşıtlık çok daha kötü bir tonda hala sürüyor. Kürt politik dünyasına sertlik egemen oldu, Kürt dayanışması yokedildi ve birbirlerine soluk aldırmayacak derecede karşıt olan güç ve çevreler, kişiler, kendi pozisyonlarını koruyarak anti PKK cephesinde birleşemeselerde, dirsek temasına girdiler. PKK muhalifi Kürt güçleri, demokratik muhalefet haklarını, kötü zamanlama, kötü yöntem ve araçlarla öylesine sert bir eksende yürüttülerki, bu tavır almadan genel Kürt ulusal kurtuluş hareketi, Kürt halkı yarar görmedi. Aslında bu sertlik ve de Kürt ulusal dayanışmasını yok eden politikalardan en başta o örgüt ve çevreler zarar gördü. Tümüyle anti PKKcilik üzerine bina edilen politikalar, PKK muhalifi güçleri de büyütmedi, aksine daralttı. Oysa PKK görece sağa kayan yeni politikaları ile de Kürt davasını sürdürüyordu ve bu eleştiri sınırlarını aşan itham haksızlıktı. PKKnin politika değişimi, geliştirdiği yeni söylem tutarlı bir biçimde eleştirilebilir, alternativ politikalar önerilebilirdi ve bu onların hakkıydı. Bu yapılmadı, klasik hain edebiyatı jargonuyla yargısız infaz yapıldı. Bu iç gerginlik ve PKKyi ulusal saflarda görmeme tutumu Kürt halk saflarında etkili olmadı ama yine de göreceli de olsa olumsuzluklar yarattı. Tabi doğal olarak TC ve TSK bu Kürt iç gerilimini derinleştirmeye, Kürtleri çatıştırmaya uğraştı, ancak başarılı olamadı. Bunda Kürt halkının sağduyusunun yanısıra PKKnin de saflarını yara bere alsa da sıkılaştırmasının belirleyici payı vardır. Elbette bu zaman diliminde gelişen Türkiye-AB ilişkileri ve ABnin Türkiyeyi preslemesi de pozitiv rol oynadı. Ne ki, bugün de devam eden gerilimli Kürt politik dünyası ve politik örgütler arasındaki derin ayrılık, iç çatışma potansiyeli taşıyor ve bu riskli süreç, özellikle TC ve TSKnin ciddi anlamda provakasyonel tehdidi altındadır. Kürt politik dünyası, politik enstrümanlar, etkin politik figürler, yaşamsal derecede önemli olan Kürt ulusal dayanışmasını bu zararlı dış etkilerden korumak durumunda değil, zorundadırlar. Kürt politik dünyası bir bütün olarak Kürdistan ve Kürt halkının yarar ve çıkarlarını gözetmek zorundadır ve bu onların sadece Kürt olarak varlık nedeni değil, aynı zamanda politik olarakta varlık nedenidir. Kürt ulusal dayanışması, Kürt halk yararı politik ve örgütsel olarak tekleşmeyi, monolitikleşmeyi gerektirmiyor. Aksine politik ve örgütsel olarak demokratik çoğulculuk Kürt halkının yararınadır, Kürdistanın demokratik kuruluşunun güvencesidir. Ne ki, iç politikadaki demokratik çoğulculuk korunmaya çalışılırken, dış politikada da ulusal demokratik dayanışmanın yaratılması gerekir. Içte sıkı bir demokratik rekabet, tartışma olmalı, ama dış politikada, dış dünyaya karşı da yine demokratik tartışma ve konsensusla yaratılan sağlam bir ulusal demokratik birlik ve dayanışma sergilenmelidir. TC bunu yapıyor, dünya bunu yapıyor ama ne acı ki Kürt politik dünyası bunu başaramıyor, aslında başarmak istemiyor. Kürt politik dünyası bir bütün olarak bu olumsuzlukta pay sahibidir. Esasen Kürt politik dünyasında, demokratizm, hoşgörü, ulusal dayanışma, özgür ve demokratikçe tartışma ve ortak eğilimler yaratma, demokratik rekabet normları yoktur. Kürt politik dünyasına anti demokratizm ve hegamonyacılık egemendir. Bu negativ özellikler bin kişilik örgütte de var, beş kişilik örgütte de. Kitleleri seferber edebilme yeteneği gösteren örgütlerde, sadece internet gibi sanal dünyada politik ve örgütsel uğraş içinde olanlarda bu hastalıktan muzdariptirler. Kürt politik ve örgütsel dünyasında ne yazık ki, insan amaç değil araçtır. Araç olması gereken örgüt amaçtır. Kürt politik dünyasında tabuculuk, tapınmacılık gibi dogmatizm de handikapların ana kaynağıdır. Dolayısiyle bu hastalıklardan, zararlı küflerden, şiddetli sancılardan arınma ve kurtulma zaman alacaktır. Kürt toplum yapısı, sömürgeci statü, eğitimsizlik gibi iç ve dış olumsuz etkenlerin belirlediği ve beslediği bu sakatlıklardan kurtulmak için çok ciddi çabaların olması gerekir. Bu olumlu çabanın önünde ve içinde olması gereken politik öncüler ve aydınlanmacı kişi ve çevreler, eğer kendileri bir iç çatışma ve gerilim içinde iseler, kuşkusuz süreç olumlu yönde seyretmez. Kürt politik ve örgütsel dünyası sürekli iç çatışma yaşadı ve aslında bundan zarar gördü, düşman ise azami derecede yararlandı. Ayrıca Kürt örgütleri kendi iç ideolojik, politik ve örgütsel sorunlarını da son derece primitiv tarzda, anti demokratik yöntemlerle güya aşmaya çalıştılar. Örgütler monolitikleşmeyi, kışla hiyerarşisi ve disiplinini esas aldılar, iç demokrasiye yol ve fırsat vermediler. Egemen merkez kliği ile farklılaşan her üye veya sempatizan acımasızca linç ve infaz edildi. Bu linç ve infaz bazen akıl almaz iftira ve karalamayla yapıldı, bazen de silahla gerçekleştirildi. Bu çirkinliği yaşamayan Kürt örgütü yok gibidir. Zaten mevcuttan ayrı ve demokratik bir yapıyla varolmayı hedefleyen örgütler de Kürdistan politik sahasında nefes alamadılar. Bugün muhaliflerini öldürüyorlar diyerek birbirine karşı muhalefeti sertleştiren Kürt örgütlerinden hiçbirinin bu manada sicili temiz değildir. Gerek tekil olarak örgütlerin iç muhaliflerini fiziki şiddetle bertaraf etmeleri, gerekse ahlak dışı karalamalarla politik itibar infazı yapmalarının hiçbir gerekçesi yoktur ve böylesi yaklaşımlar en hafif deyimle insanlık dışıdır. Ne var ki, düşman soluk aldırmaz abluka ve saldırılarını çok yönlü arttırırken, Kürt politik örgütlerinin bu ne yazık ki tarihsel düşmanlık handikapını aşmaları gerekir. Kürt ve Kürdistan davası ağır bir sorumluluk gerektiriyor. Kürt politik güçlerinin bu kapışmacı rekabeti terketmeleri, iç dinamizmi geliştirici demokratik rekabet normlarına uygun davranmaları, dış düşmana karşı da ulusal yarar ekseninde sıkı bir dayanışma içine girmelidirler. O nedenle çare yine bu artılı eksili politik örgüt ve çevrelerin, aydınların ulusal dayanışma sorumluluğu ile davranıp süreci ilerletici bir işlev görmeleriyle olanaklıdır ve bu görevden kaçınılmamalıdır. TC ve TSKnin Kürt dayanışmasını yokedici politikaları, buna yönelik provakativ çabaları yine ancak bu Kürt ulusal dayanışma esprisiyle önlenebilir ve bu yapılmak zorundadır. Kürt politik güçleri birbirlerini demokratik rekabet koşulları içinde olduğu gibi kabullenip ulusal dayanışma kriter ve gereksinimlerine göre pozisyon almalıdırlar. TC ve TSKnin Kürt ulusal dayanışmasını sabote etme girişimlerini boşa çıkarmak için açıkça, PKK terörist değil, genel Kürt ulusal hareketinin bir parçasıdır denmelidir. Gerilla gücü Kürt ulusal kurtuluş hareketinin özgürlük savaşımcıları ve Kürt silahlı kuvvetleri olarak ifade edilmelidir. Kürt ulusal demokratik güçleri olarak tüm parti ve örgütler, aydınlar, TC ve TSKnin topyekün geliştirdiği anti Kürt politikalara karşı etkin bir ulusal dayanışma yaratarak bunu deklare etmelidirler ve Kürt politik dünyasındaki demokratik çoğulculuğun, TC ve TSKnin imhacı politikalarına karşı, Kürt ulusal dayanışmasının garantisi olduğu belirtilmelidir. TSKnin açıkça örgütlemeye çalıştığı azami genişlikteki ve spesifik olarak anti PKK, ama genel anlamda anti Kürt cephesine karşı, tüm Kürt ulusal güçleri de öncelikle bir Kürt ulusal dayanışma deklerasyonu ile karşı pozisyon almalıdırlar. Böylesi bir ilk çıkış, süreç içinde geniş ve kalıcı Kürt ulusal dayanışmasına dönüştürülebilir. Bu tavır, TCnin, TSKnin ve diğer bilumum uğursuz anti Kürt güç ve odaklara verilebilecek en etkili yanıttır. Kürt politik güçleri, aydınları, içte demokratik çoğulculuk esprisine uygun olarak ayrı durmalı, ama dışta TC ve TSKye karşı ortak güçle vurmalıdırlar. TSKnin bugünlerde gayet bilinçli ve planlı olarak geliştirdiği Kürdistan ulusal kurtuluş savaşımını kuşatma harekatı, sağlam bir ulusal dayanışma hareketiyle yarılmalı ve giderek dağıtılmalıdır. Unutmamak gerekir ki ulusal dayanışma düşmanı çökertir, ama ulusal çatışma düşmanı güçlendirir. Anti Kürt güç ve çevrelerin koro halinde tavır aldığı ABDnin Bağdat ikinci derece elçisi, 14 Haziran da, Kürdistanın başkenti Hewlêrde ve Kürdistan Parlementosu içinde, KDP lideri Mesut Barzaninin, Kürdistan başkanlık yemini töreninde yaptığı konuşmadaki şu dostluk içeren tümce tüm Kürtleri derince düşündürmelidir. Amerikan elçisi hem o güne dek birbirlerinin başını yiyen Mesud Barzani ve Celal Talabani, hem de Kürtleri Saddamın yenilgisine rağmen hala da kabullenmekte zorlanan yeni Irakın Arap yöneticilerinin huzurunda, tümünün gözlerinin içine bakarak ve tabi medya kanalıyla da Kürt düşmanı komşu devletlere de ulaşabilecek şu mesajı verdi: dağınık olduğunuzda düşmanlarınız bayram ediyor, onlara bu fırsatı vermeyin diyordu Kürtlere. TSKnin Kürdistanda yoketmeye yönelik operasyonlarının ağır bir biçimde sürdürüldüğü bir zamanda, Türkiye PKKyi gerçekten bitirmek istiyor mu istemiyor mu diye sormak lazım. diyecek kadar kendini yok eden Kürt, Amerikan elçisinin sözünü kulağına küpe etmeli ve becerebilirse eğer düşünmelidir. TC ve TSKnin öldürdüğü her Kürt, her Kürt gerilla Kürtü yok ediyor! TCyi masaya oturtmanın, TSKyi bertaraf etmenin, Kürte özgürlük getirecek gerçek barışın yolu Kürt iç dayanışmasından geçiyor. Kaldı ki, ısrarla sözü edilen şu altı yıllık çatışmasız dönemi de yine PKK tek yanlı olarak TC ve TSKye sundu ve karşılığında da yakım ve yıkım aldı! PKKnin altı yılda tepside sunduğu güya huzur ortamına TC ve TSK elini bile uzatmadı, aksine devlet terörüne hız verdi. PKKnin genel ve spesifik hataları, politik zaaf ve zigzagları, onu düşman görmeye, izole etmeye gerekçe olamaz. Kaldı ki, böylesi bir tavrın kıymeti harbiyesi de olmaz. TC ve TSK, silahlı Kürt direnişini örgütleyen, yöneten, Kürdistan ve Kürt halk davası uğruna binlerce şehit veren ve hala bu savaşımı sürdüren PKK ve gerilla gücüne, terörist dediği, onu düşman gördüğü ve yoketmek için vurduğu sürece, PKK ile dayanışmak, destek olmak Kürt ulusal dayanışmasının gereğidir. TC ve TSKnin bu imhacı politikaları devam ettiği sürece, PKKnin -bu başka bir Kürt örgütü de olabilir- politik ve örgütsel hatalarına karşı uyarıcı, yapıcı eleştiri mekanizmasının kullanılması gerekir, ama düşmanın acaba diyebilecği söylem ve tutumlardan, ulusal yarar adına imtina edilmelidir.
PKK
de, varolan politik sürecin avantajlarının ilelebet baki olmadığını
bilerek, ulusal dayanışmanın kendi dışındakilerce
sadece ona gösterilmesi olarak son derece yanlış bir algılamadan
kurtulmalı, kendisi de ulusal dayanışmacı olmalı ve
pratik gereklerini yerine getirmelidir. Objektiv olarak bugün Kuzey Kürdistanda,
en azından stratejik bölgelerde, iktidar gücü PKKdir. Ne ki, en başta
PKK bilmelidirki iktidar sürekli değildir. Verili koşullarda
ulusal kurtuluş savaşımının öncü gücü olmak ve
gerilla savaşını kumanda etmek imtiyazlı olma hakkını
vermez. Yokedilmek istenen bir ulusun kurtuluşunu kendine amaç edinen örgütler,
iktidar ve muhalefet dengesini demokratik norm ve kriterler içinde korumalı
ve ona göre davranmalıdırlar. PKK, içte bir iktidar gücü olarak,
yerel yönetim politikaları, pratikleri ve diğer uygulamaları bakımından,
demokratik denetim mekanizması anlamında, muhalefet tarafından
elbette eleştirilmeli, alternativ projeler halka sunulmalıdır.
Ama dış düşmana karşı ulusal kurtuluş savaşımını
zaafa uğratacak pozisyonlara da düşülmemelidir. PKK ve silahlı
kuvvetleri, en önde Türk sömürgeci rejimine, TC ve TSKnin fiili işgaline
karşı savaş veriyor. O nedenle, PKK iç politika arenasında
demokratik muhalefet görevi ve sorumluluğu içinde eleştirilmeli,
TCye karşı savaşım ve dış politika kapsamında
ise dayanışılmalıdır. Iktidar ve muhalefet diyalogu
yokolduğu zaman, onun yerini monolog alır ve bu diyalogsuzluk tüm
taraflara negativ olarak yansır. PKKyi dışlama ve diyalogtan
kaçınma, karşılıklı yanlışların
kronikleşmesine, karşıtlığın derinleşmesine
neden oluyor ki bu negativ ortam Kürdistan ulusal kurtuluş savaşımına
ciddi boyutlarda zarar veriyor. Kuşkusuz özveri ve ulusal dayanışmacılık
tek taraflı olmaz. PKK de bu ulusal dayanışmayı beklerken,
kendisi de aynısını yapmalıdır. PKK, ben büyüğüm,
silahlı gücüm var, en çok savaşımı ben veriyor, ben ağır
bedel ödüyorum diyerek sadece kendisinin mutlak olarak desteklenmesini, asla
eleştirilmemesini beklememelidir. Mağdur bir halkın, mağdurlaştırılmış
örgütü olarak PKKnin verdiği savaşımın bir amacı
da demokrasidir ve o nedenle de demokratik norm ve kriterlere en fazla uyum ve
uygunluk göstermesi gereken politik organizasyonun o olması gerekir.
Kürt
halkı kazanacaktır, yeter ki ulusal dayanışmasını
diri ve sağlam tutsun.
ROJAN
HAZIM
05
Ağustos 2005